Filiz AKUPUNKTUR Kliniği | Alternatif Tıp

Akupunktur ile Nöralterapi Arasındaki Fark

Ülke­miz­de   akupunktur  son dö­nem­ler­de ar­tan bir il­gi gör­mek­te­dir, çün­kü pek çok yer­de   Sağlık Bakanlığının onay­la­dığı­ eği­tim prog­ram­la­rı başla­tıl­mıştır. Bu ge­liş­me ol­duk­ça se­vin­di­ri­ci­dir.

An­cak bu seminerlerde   akupunktur   eğit­men­li­ği yap­mak­ta olan ba­zı mes­lek­taş­la­rımın   akupunktur   ve   nöralterapi  ara­sın­da­ki ben­zer­li­ği baz ala­rak,   nöralterapi’yi   “ka­ba bir aku­punk­tur­dur”  di­ye ta­nım­la­ma­la­rı il­ginç­tir.  Ya­pı­lan bu yan­lış de­ğer­len­dir­me, bu mes­lek­taş­la­rı­mın   nöralterapi hak­kın­da hiç­bir bil­gi­le­ri ol­ma­dı­ğın­dan kay­nak­lan­mak­ta­dır.

Nöralterapi   ve   Akupunktur   Etki Mekanizmaları ve Kullanım Alanları

Bu bağ­lam­da,   nöralterapi  ve   akupunktur’un or­tak yan­la­rı, ben­zer­lik­le­ri ve et­ki me­ka­niz­ma­sı ve ara­la­rın­da­ki fark­lı­lık­la­rı ge­niş bir ba­kış açı­sıy­la de­ğer­len­dir­mek ge­rek­ti­ği­ni his­set­tim.

Akupunktur

AkupunkturDo­ğa­da, na­sıl ki “ge­ce-gün­düz”, “so­ğuk-sı­cak”, “acı-tat­lı” gi­bi zıt­lık­lar den­ge­si var­sa, in­san vü­cu­dun­da da böy­le zıt­lık­lar­dan olu­şan bir den­ge sis­te­mi var­dır.  Bu sis­te­me “yin” ve “yang” den­ge­si ve­ya di­ğer bir adıy­la ve­je­ta­tif si­nir sis­te­mi de­nir. Sağ­lık­lı kim­se­ler­de bu den­ge ye­rin­de­dir. Bu den­ge bo­zul­ma­ya baş­la­dık­ça ra­hat­sız­lık or­ta­ya çık­ma­ya baş­lar. İle­ri de­re­ce­si,   hastalık  de­di­ği­miz bo­zul­ma­dır.

İn­san sağ­lı­ğı üze­rin­de et­ki­li olan on­bin­ler­ce ne­den var­dır. Bu­na bir kaç ör­nek ve­ri­le­bi­lir; kul­lan­dı­ğı­mız kim­ya­sal ilaç­lar, bes­len­me ha­ta­la­rı, fast-fo­od tar­zı ayak­ta ve hız­lı bes­len­me, stres, ge­ri­lim, öf­ke, zor ha­yat şart­la­rı, ha­re­ket az­lı­ğı, su­ni gı­da­lar ve kat­kı mad­de­le­ri, si­ga­ra ve al­kol gi­bi za­rar­lı mad­de­ler, aşı­rı sı­cak ve so­ğuk­lar, ce­re­yan­da kal­ma, ha­va kir­li­li­ği, ru­tu­bet­li or­tam, tu­va­let alış­kan­lı­ğı bo­zuk­lu­ğu, elek­tros­mog ola­rak bi­li­nen elek­trik­sel kir­len­me, çev­re kir­li­li­ği ve giy­di­ği­miz el­bis­ler da­hi hep bu den­ge­yi bo­zan se­bep­ler­den­dir. 

Ge­le­nek­sel Çin Tıb­bı ve  Akupunktur’un Ta­ri­hi 

Akupunktur  uy­gu­la­ma­la­rı­nın  5.000  hat­ta  6.000  yıl  ön­ce­ye  git­ti­ği  bi­lin­mek­te­dir  an­cak  eli­mi­ze  ula­şan  en  kap­sam­lı  kay­nak  Hu­ang Di Nei Jing’e  ait­tir  ve  M.Ö. 200  yı­lın­da  ya­zıl­mış­tır. “Sa­rı İm­pa­ra­tor’un  İç Has­ta­lık­la­rı Kla­si­ği” ad­lı  ki­tap­ta  282 nok­ta  ta­nım­lan­mış­tır.   Akupunktur’un  te­mel­le­ri­ni  oluş­tu­ran  Tao­ist  fel­se­fe­den bah­se­der, bir­bi­ri ile uyum­lu ama bir­bi­ri­ne zıt ola­rak ça­lı­şan iki fark­lı ener­ji Yin ve­Yang’ı, Beş Ele­ment’i, or­gan  ve oni­ki me­rid­yen sis­te­mi­ni an­la­tır. Bu­gün bi­le ge­çer­li­li­ği­ni ko­ru­yan bil­gi­ler içer­mek­te­dir. 

Modern Akupunktur’un Ge­li­şi­mi

20. yy baş­la­rın­dan iti­ba­ren   akupunktur’a kar­şı aza­lan il­gi 1949’da Çin Halk Cum­hu­ri­ye­ti’nin  ku­rul­ma­sıy­la ye­ni­den yük­se­li­şe geç­ti. Kül­tü­rel Dev­rim sı­ra­sın­da (1966-1976) Ge­le­nek­sel Çin Tıb­bı’nın ye­ni ge­liş­me­ler, bi­lim­sel ça­lış­ma­lar ve ba­tı tıb­bı ile en­teg­ras­yon yö­nün­den hız­lı bir  iler­le­me kay­det­ti­ği gö­rül­mek­te­dir. 

Akupunktur’un Av­ru­pa’da ta­nın­ma­ya baş­la­ma­sı ise 15. yy.’a ka­dar uza­mış­tır. Ba­tı’da  ya­yın­la­nan ilk kay­nak 1657’de Hol­lan­da­lı Dr. De  Bondt’a ait­tir. 1683’de ise İn­gi­liz  Dr. Wil­li­am Ten Rhyne bir ki­tap ya­yın­la­mış­tır. 

Fran­sa’da ise 1950’li yıl­lar­da   akupunktur’un tek­rar po­pü­ler ol­ma­ya baş­la­dı­ğı gö­rül­mek­te­dir. 

Baş­lan­gıç­ta da­ha çok   vücut akupunkturu ola­rak uy­gu­la­nan bu yön­te­me da­ha son­ra baş­ka  tek­nik­ler de ek­len­miş­tir. Bun­la­rın en yay­gın kul­la­nı­la­nı   kulak akupunkturu’dur. Çin­li­ler   kulak akupunkturu’nu pek faz­la kul­lan­maz­ken, 1950’ler­de Fran­sız Dr. Pa­ul No­gi­er’in ku­lak­tan  teş­his ve te­da­vi yön­te­mi ola­rak or­ta­ya koy­du­ğu Aurikulotherapy - Aurikulomedicine  tek­ni­ği­ni ya­yın­la­ma­sın­dan son­ra Çin’li dok­tor­lar da   kulak akupunkturu  ile il­gi­len­me­ye baş­la­mış­lar­dır. 

MÖ 4.yy.’da Hip­pok­rat’ın ku­lak kep­çe­sin­de bel­li nok­ta­la­rı ka­na­ta­rak im­po­tans,   baş ağrısı,   hipertansiyonu  te­da­vi et­ti­ği hak­kın­da ya­zı­lı kay­nak­lar var­dır. Do­la­yı­sıy­la “ku­lak’tan te­da­vi” çok es­ki­den be­ri önem­li bir yön­tem ol­muş­tur. 

Ül­ke­miz­de pek önem­sen­me­se de as­lın­da bu­gün   akupunktur   dün­ya­sın­da mik­ro­sis­tem­ler da­ha bir önem ka­zan­mış­tır! Mik­ro­sis­tem tüm vü­cu­dun da­ha kü­çük bir alan­da tem­sil edil­me­si an­la­mın­da kul­la­nıl­mak­ta­dır. Pro­jek­si­yon ala­nı or­ga­nın bü­yük­lü­ğün­den çok fonk­si­yon­la­rı­nın faz­la­lı­ğı­na gö­re tem­sil ala­nı bu­lur. Bu­gün ar­tık pek çok mik­ro­sis­tem ta­nım­lan­mış­tır; ku­lak, baş, ağız, el, ayak… gi­bi. Bun­lar  için­de en ge­çer­li ka­nıt­la­rı olan   ağıziçi akupunkturu   ve   kulak akupunkturu’dur. 

Dr. Gle­ditsch mik­ro­sis­tem­le­rin te­da­vi­ye cevaplarında farklılıklar ol­du­ğu­nu, ör­ne­ğin; kas-iskelet sistemi ve bağ do­ku­su has­ta­lık­la­rı’nda   kulak akupunkturu’nun da­ha hız­lı ve da­ha iyi ya­nıt oluş­tur­du­ğu­nu ta­nım­la­mış­tır. 

Tür­ki­ye’de   Geleneksel Çin vücut akupunkturu ve   kulak akupunkturu  yay­gın kul­la­nı­lan me­tot­lar ara­sın­da­dır. Oy­sa   akupunktur   te­da­vi­sin­de ba­şa­rı­lı ol­mak için   mikrosistem akupunkturun­da en az dört me­to­da ha­kim ol­mak he­ki­me ba­şa­rı an­la­mın­da çok kat­kı sağ­la­ya­cak­tır. 

Lo­ko­mo­tor sis­tem has­ta­lık­la­rın­da   ağıziçi akupunkturu,   kulak akupunkturu, Ya­ma­ma­to   kafa akupunkturu, Sie­ner’in ge­liş­tir­di­ği NPSO ve el­de kü­çük par­mak­ta pro­jek­si­yo­nu­nu bu­lan mik­ro­sis­tem önem­liy­ken, felç ve in­me son­ra­sı du­rum­lar­da Ya­ma­ma­to, Sie­ner ve   Çin kafa akupunkturu    da­ha et­kin­dir. Oy­sa ba­ğır­sak­lar­la il­gi­li so­run­lar­da ağız içi ve NPSO çok da­ha et­kin ol­mak­ta­dır. 

Mikrosistem akupunkturu’nun   vücut akupunkturu’na gö­re en önem­li far­kı bel­ki de üs­tün­lü­ğü şu­dur; eğer or­gan­da her­han­gi bir so­run var­sa o or­ga­nın yan­sı­ma nok­ta­la­rı ak­tif bu­lu­nur, so­run yok­sa nok­ta ak­tif de­ğil­dir. Bu özel­li­ği ne­de­niy­le    mikrosistem akupunkturu  hem ta­nı ve hem de te­da­vi­nin ta­ki­bi için önem­li ipuç­la­rı ver­mek­te­dir. 

Akupunkturda Tedavi Protokolü

Akupunktur‘da et­ki, bel­li nok­ta­la­ra iğ­ne ba­tır­mak­la sağ­la­nır.   Geleneksel Çin Tıbbı vücut akupunkturu’nda da­ha ön­ce tes­pit edil­miş yak­la­şık 361 nok­ta­ya iğ­ne tat­bik et­me iş­le­miy­le bir et­ki baş­la­tı­lır. Bu nok­ta­la­rın yak­la­şık %80’ni trig­ger (te­tik) nok­ta­la­rı­dır.  Bun­lar ana me­rid­yen­ler ve­ya ka­nal­lar üze­rin­de du­ran ve bel­li et­kin­lik­le­ri de­ne­yim­sel ola­rak tes­pit edil­miş nok­ta­lar­dır. 

Akupunktur’un bi­li­nen baş­lı­ca et­ki­le­ri şun­lar­dır: 

  • Anal­je­zi, 
  • Ve­ge­ta­tif si­nir sis­te­mi­nin re­gü­las­yo­nu (akupunktur   ve­ge­ta­tif si­nir sis­te­mi­ni re­gü­le et­me­si­ne rağ­men eğer ile­ti­de en­gel­ler var­sa et­kin­li­ği­ni yi­ti­rir), 
  • Se­das­yon, 
  • Gev­şe­me, 
  • Im­müns­ti­mü­las­yon, 
  • Va­zo­di­la­tas­yon…

Akupunktur’un bu et­ki­le­ri;

  • Ana­to­mik,
  • His­to­lo­jik,
  • Em­bri­olo­jik,
  • Bi­yo-fi­zik­sel,
  • Bi­yo­kim­ya­sal,
  • Nö­ro­fiz­yo­lo­jik,
  • Fiz­yo­lo­jik

me­ka­niz­ma­lar­la açık­lan­mak­ta­dır. Özel­lik­le   analjezik etkisi üze­ri­ne  ya­pıl­mış bir­çok bi­lim­sel ça­lış­ma ya­yın­lan­mış­tır. 

Bir­çok ağ­rı tü­rün­de   akupunktur’un  pla­se­bo’dan an­lam­lı bir şe­kil­de da­ha et­kin ol­du­ğu,   kronik ağrılarda da et­kin­li­ği­nin mor­fin­le kar­şı­laş­tı­rı­la­cak ka­dar yük­sek ol­du­ğu ya­pı­lan kon­trol­lü ça­lış­ma­lar so­nu­cun­da sap­tan­mış­tır. 

Yan et­ki­le­ri ve komp­li­kas­yon­la­rı ol­duk­ça sey­rek gö­rü­lür. Ba­zen  has­ta­la­rın şi­ka­yet­le­ri  ar­ta­bi­lir, bu dok­tor’un faz­la ve/ve­ya  kuv­vet­li sti­mu­lus ver­me­sin­den kay­nak­la­nır ve bir­kaç  sa­at için­de ge­ri­ler. 

Sık gö­rü­len bir baş­ka komp­li­kas­yon va­zo-va­gal to­nus ar­tı­şıy­la bir­lik­te ba­yıl­ma­dır. Bun­dan ko­run­mak için de özel­lik­le ilk se­ans­lar­da has­ta­yı mut­la­ka ya­tı­ra­rak te­da­vi et­mek da­ha iyi olur. 

Akupunktur’la te­da­vi edi­len has­ta­lık­lar her ge­çen gün da­ha da art­mak­ta­dır. Ön­ce­le­ri   akupunktur   ko­ro­ner kalp has­ta­lık­la­rın­da,   kalp ritim bozuklukların­da, ko­les­te­rol yük­sek­li­ğin­de, gut has­ta­lı­ğın­da, ar­troz­lar­da, beh­çet has­ta­lı­ğın­da des­tek­le­yi­ci önem­li bir   Tamamlayıcı Tıp  me­to­duydu. 

Ay­rı­ca ya­ra­lan­ma, yır­tıl­ma,   menüsküs yırtığı, ro­ma­to­id ar­trit, ame­li­yat ya­ra ve se­kel iz­le­ri­nin,   cilt kırışıklıkları­nın ona­rım ve ta­mi­rin­de, sel­lü­lit­te   nöralterapi  ile bir­lik­te uy­gu­lan­dı­ğın­dan ol­duk­ça iyi ne­ti­ce­ler alın­mak­ta­dır. Sü­tü gel­me­di­ği için be­be­ği­ni em­zi­re­me­yen an­ne­le­rin sü­tü,   akupunktur   te­da­vi­siy­le gel­mek­te­dir. Ha­mi­le­ler­de mi­de bu­lan­tı­sı,   baş ağrısı gi­bi şi­ka­yet­ler   akupunktur   te­da­vi­siy­le yok ol­mak­ta­dır. 

Spor ya­ra­lan­ma­la­rın­da spor­cu is­ti­ra­hat sü­re­si en az ya­rı ya­rı­ya kı­sal­mak­ta­dır. Sık sık   grip, nez­le, an­jin, fa­ran­jit, ku­lak il­ti­ha­bı olan ço­cuk­lar­da ba­ğı­şık­lık sis­tem­le­ri kuv­vet­len­di­ri­lip, bu has­ta­lık­la­ra ya­ka­lan­ma ris­ki ol­duk­ça azal­tıl­mak­ta­dır. Stres, ge­ri­lim,   yüks

ek tansiyon dü­ze­lir ve böy­le­ce şi­ka­yet­ler kı­sa za­man­da or­ta­dan kalk­mış olur. 

Nöralterapi

Nöralterapi’nin fel­se­fe­si ve uy­gu­la­ma alan­la­rı kitaptan çok kapsamlı olarak anlatılmış olmasına karşın kısaca burada tekrarda bütünsellik içinde belirtmekten fayda var.

Nöralterapi 1920’li yıl­lar­da Hu­ne­ke so­ya­dın­da iki Al­man dok­to­ru­nun, da­ha ön­ce­le­ri uy­gu­la­nan an­cak unu­tul­ma­ya yüz tut­muş olan bir yön­te­mi tek­rar kul­lan­ma­ya baş­la­ma­la­rı ve bir­ta­kım te­sa­düf­le­ri iyi göz­lem­le­me­le­ri so­nu­cu or­ta­ya çık­mış bir te­da­vi yön­te­mi­dir. 

Nöral TerapiNöralterapi lo­kal et­ki­si­nin ya­nı sı­ra bu­gün ki­ber­ne­tik et­ki­le­şim ile bir­lik­te si­nir­sel, hor­mo­nal, hüc­re­sel, psi­şik bir dü­zen­le­me sis­te­mi ile et­ki yap­tı­ğı ka­nıt­lan­mış­tır.

Nöralterapi’yi ilk keş­fe­den ve uy­gu­la­yan Hu­ne­ke kar­deş­ler   akupunktur’u bil­mi­yor­lar­dı ve et­ki sağ­la­mak için   lokal analjezik  kullanıyorlardı. Do­la­yı­sıy­la   nöralterapi     akupunktur’dan et­ki­le­ne­rek ge­liş­miş bir yön­tem de­ğil­dir.   Nöralterapi sa­de­ce bel­li nok­ta­la­ra uy­gu­la­nan en­jek­si­yon­lar de­ğil­dir. Çün­kü   nöralterapi   be­den­de bu­lu­nan tüm ana­to­mik olu­şum­la­rı, te­mel mad­de­yi, bağ do­ku­su­nu ve vege­ta­tif si­nir sis­te­mini te­mel alır. Nok­ta en­jek­si­yon­la­rı dı­şın­da ek­lem içi, skar, bo­zu­cu alan, gang­li­on, kas, si­nir ve trig­ger nok­ta en­jek­si­yon­la­rı var­dır. 

Be­den­de   hastalıklar or­ta­ya çık­ma­dan ön­ce ba­zı de­ği­şik­lik­ler olu­şur. Ço­ğu kez mo­dern tıb­bın açık­la­ya­ma­dı­ğı ve has­ta­nın ken­di psi­ko­lo­ji­si ile il­gi­li ol­du­ğu söy­le­nen ra­hat­sız­lık­la­rın te­me­lin­de, has­ta­nın zor­la­nan ve­je­ta­tif si­nir sis­te­min­de­ki dü­zen­siz­lik

ol­du­ğu­nu or­ta­ya çı­ka­ran bir bi­lim da­lı­dır. 

Nöralterapi, ref­leks te­da­vi­le­ri için­de en et­kin so­nuç­la­rı olan bir re­gü­las­yon te­da­vi­si­dir.   Nöralterapi’de  has­ta­lık­la­rın za­man bağ­lan­tı­sı çok önem­li­dir. Has­ta­lı­ğın na­sıl ve ne­den son­ra or­ta­ya çık­tı­ğı ta­nı açı­sın­dan çok önem­li­dir. 

Tür­ki­ye’de bu te­da­vi şek­li­ni dört – beş yıl ön­ce­si­ne ka­dar sa­de­ce Al­man­ya’da bu­lun­muş ve eği­ti­mi­ni al­mış he­kim­ler uyguluyordu. Ancak dört – beş yıl­dır Tür­ki­ye’de her ge­çen gün ar­tan bir il­gi gö­ren ve bir­çok he­ki­min eği­ti­mi­ne ka­tıl­dı­ğı bir te­da­vi şek­li ol­muş­tur. 

Bun­dan do­la­yı­dır ki sa­de­ce   akupunktur ya­pan ba­zı he­kim­ler nöralterapi’nin   akupunktur’un ka­ba bir şek­li ol­du­ğu ve nok­ta­la­rı tam tes­pit ede­me­yen­le­rin da­ha ge­niş bir alana  lokal analjezik  en­jek­si­yo­nu yap­tı­ğı” gi­bi yan­lış ve hak­sız bir ka­nı­ya sa­hip bu­lun­mak­ta­dır­lar. 

Böy­le bir id­dia­da bu­lu­nan­la­rın ön­ce­lik­le uy­gu­la­yı­cı­sı ol­duk­la­rı ko­nu­da ger­çek­ten bi­lim­sel bir alt­ya­pı­ya sa­hip olup ol­ma­dık­la­rı ve eleş­tir­dik­le­ri ko­nu­da en azın­dan bir­kaç önem­li ya­yın oku­mak zah­me­ti­ne gi­rip gir­me­dik­le­ri ve bu söz­le­rin ne­den ve na­sıl ar­ka­sın­da du­ra­cak­la­rı ko­nu­sun­da ken­di­le­rin­den emin olup ol­ma­dık­la­rı ko­nu­sun­da ba­zı çe­kin­ce­le­rim var. 

Nöralterapi iki te­mel me­ka­niz­ma ile ça­lış­mak­ta­dır. Bun­lar­dan bi­rin­ci­si seg­men­tal me­ka­niz­ma­dır. Bu­ra­da ra­hat­sız­lı­ğın uzan­dı­ğı seg­men­te ya­pı­lan anes­te­zik en­jek­si­yo­nu ve bu seg­men­tin spi­nal kord ile olan bağ­lan­tı­sı esas­tır. İkin­ci­si ise ra­hat­sız­lık sa­ha­sı­nın (bo­zu­cu alan) or­ta­dan kal­dı­rıl­ma­sı­dır. Bu böl­ge­ye ya­pı­lan en­jek­si­yon semp­tom­la­rın ani­den eli­mi­nas­yo­nu ile so­nuç­la­nır. Biz bu­na   nöralterapi’de se­kun­den fe­no­men ya­ni Sa­ni­se­yel Et­ki ve­ya Yıl­dı­rım Fe­no­me­ni ola­rak ad­lan­dı­rı­yo­ruz. 

Seg­ment te­da­vi­si seg­men­tin bü­tün kı­sım­la­rı­nın, seg­men­tin için­de­ki önem­li pro­ses­le­re kar­şı, uni­form bir bü­tün ola­rak rol oy­na­ma­sı ile il­gi­li­dir. Sti­mu­lus sip­nal kord yo­lu ile pe­ri­fer­den, res­pec­tif seg­ment­le aso­si­ye ol­muş or­ga­na ula­şır (cu­ti­vis­ce­ral ref­leks yol), ya da or­gan­dan spi­nal kord yo­lu ile di­ğer or­ga­na ula­şır (vis­ce­ro­vis­ce­ral ref­leks yol). 

Bü­tün nö­ro­ve­je­ta­tif sis­tem fonk­si­yon­la­rı hu­mo­ral, se­lü­ler, ner­val ve hor­mo­nal dü­zen­le­yi­ci me­ka­niz­ma­la­rın ara­la­rın­da­ki ayar­la­ma­lar so­nu­cu sis­tem­de­ki re­ak­si­yon­la­ra ka­tı­lı­mı ile iliş­ki­li­dir. Bu me­ka­niz­ma­la­rın sa­de­ce bi­rin­de olu­şa­cak her­han­gi bir bo­zuk­luk bü­tün sis­te­min fonk­si­yo­nel dü­zen­siz­li­ği ile so­nuç­la­na­cak­tır. Ya­ni has­ta­lık yal­nız­ca bir or­ga­nı de­ğil, bü­tün vü­cu­du et­ki­le­ye­cek­tir. 

Bo­zuk seg­men­tal do­ku­ya  lokal analjezik   ile ya­pı­lan   nöralterapi   yal­nız­ca pa­to­lo­jik ref­leks yol­la­rı kes­mek­le kal­maz, ay­nı za­man­da bo­zuk hüc­re mem­bra­nı­nı doğ­ru po­tan­si­ye­le re­po­la­ri­ze ede­rek, ve­je­ta­tif fonk­si­yon­la­rı nor­mal hâ­le ge­tir­me­ye de ya­rar. 

Vü­cu­dun her­han­gi bir ye­rin­de­ki ön­ce­den ge­çi­ril­miş ve­ya hâ­len va­ro­lan lo­kal ir­ri­tas­yon­lar (kim­ya­sal, fi­zik­sel ve­ya trav­ma­tik) pa­to­lo­jik bir sa­ha ve­ya baş­ka bir de­yiş­le bo­zu­cu alan  ha­li­ne ge­le­bi­lir ve nö­ro­ve­je­ta­tif sis­tem­de ile­ti­mi bo­za­rak di­ğer vü­cut fonk­si­yon­la­rı­nın ba­zı­la­rın­da da ra­hat­sız­lı­ğa ne­den ola­bi­lir. Bu sa­ha­ya  lokal analjezik­le uy­gu­la­nan   nöralterapi   bu dis­fonk­si­yo­nu dü­zel­te­bi­lir ve semp­tom­lar­da ani bir dü­şüş göz­le­ne­bi­lir.  Bu bo­zu­cu alan­lar sık­lık­la ka­fa böl­ge­sin­de özel­lik­le de diş­ler, ton­sil­ler ve pa­ra­na­sal si­nüs­ler­de lo­ka­li­ze­dir. Oy­sa   klasik akupunktur   yak­la­şı­mın­da böy­le bir ge­niş ba­kış açı­sı yok­tur. 

Ya­şam sa­de­ce mad­de ile sı­nır­lan­mış de­ğil, ay­nı za­man­da ener­ji ile de bağ­lan­tı­lı­dır. Bir hüc­re za­rı­nın nor­mal şart­lar­da, din­len­me du­ru­mun­da dış ta­raf­ta po­zi­tif, iç ta­ra­fın­da ne­ga­tif yü­kü var­dır. Bir uya­rıl­ma söz ko­nu­su ol­du­ğun­da za­rın sod­yum iyon­la­rı­na olan ge­çir­gen­li­ği bir­den ar­tın­ca sod­yum iyon­la­rı o ka­dar ani ve hız­lı ola­rak iç ta­ra­fa akar­lar ki, dış ve iç yü­zey­ler ara­sı po­tan­si­yel far­kı yok olur ve hat­ta iç yüz­de dış yü­ze oran­la da­ha faz­la bir po­zi­tif yük top­la­nır ve bu hal­de nor­mal din­le­nim po­tan­si­ye­li or­ta­dan kal­kar (de­po­la­ri­zas­yon). Bu du­rum­da po­tas­yum iyon­la­rı hüc­re­yi terk et­miş ve sod­yum iyon­la­rı da hüc­re içi­ne gir­miş du­rum­da­dır. 

Nor­mal şart­lar al­tın­da de­po­la­ri­zas­yo­nun olu­şun­dan he­men son­ra za­rın por­la­rı sod­yum iyon­la­rı­na kar­şı ge­çir­gen­li­ği­ni ye­ni­den kay­be­der. Bu du­rum­da po­tas­yum iyon­la­rı hüc­re­ye ge­ri dö­ner ve sod­yum iyon­la­rı hüc­re­yi terk eder ve hüc­re mem­bra­nı tek­rar im­per­me­abl ha­le ge­lir. Böy­le­ce nor­mal din­le­nim po­tan­si­ye­li ge­ri gel­miş­tir (re­po­la­ri­zas­yon). 

Nor­mal­de hüc­re­nin içer­di­ği po­tan­si­yel 40-90 mi­li­volt ka­dar­dır ve bu po­tan­si­yel her sti­mü­lüs ile dü­şer (de­po­la­ri­zas­yon) ve he­men ar­dın­dan ge­rek­li ener­ji ok­si­jen me­ta­bo­liz­ma­sın­dan sağ­lan­mak su­re­tiy­le hüc­re ye­ni­den şarj olur (re­po­la­ri­zas­yon). 

An­cak ba­zen çok kuv­vet­li bir sti­mü­lüs yani uyarı kar­şı­sın­da ve­ya sti­mü­lü­sün uzun sür­me­si, kro­nik­leş­me­si so­nu­cu hüc­re ye­ni­den re­po­la­ri­ze ol­ma­yı ba­şa­ra­maz. Sü­rek­li de­po­la­ri­ze hal­de ka­lır ve bu ne­den­le za­yıf­la­mış ve­ya has­ta­lan­mış hüc­re, ak­ti­vi­te­le­ri­ni da­ha faz­la en­teg­re ede­mez ve fonk­si­yon­la­rı­nı sür­dü­re­mez. 

Sü­rek­li de­po­la­ri­ze hal­de ka­lan hüc­re­nin mem­bran po­tan­si­ye­li sı­fır mi­li­vol­ta ka­dar düş­müş­tür. Bu du­rum­da   nöralterapi   için kul­la­nı­lan  lokal analjezik, içer­di­ği yak­la­şık 290 mi­li­volt­luk po­tan­si­yel ile hüc­re­yi hi­per­po­la­ri­ze eder. En­jek­si­yon­lar tek­rar­lan­dı­ğın­da hüc­re nor­mal po­tan­si­ye­li olan 40-90 mv.’u de­po­la­ya­na ka­dar, hüc­re­de bir mik­tar po­tan­si­yel bı­ra­kır. 

Nö­ral­te­ra­pö­tik aja­nın bo­zul­muş sa­ha­ya gel­me­si ve içer­di­ği yük­sek po­tan­si­ye­li ile bo­zul­muş hüc­re mem­bran po­tan­si­ye­li­ni re­po­la­ri­ze et­me­si, böy­le­ce sta­bi­li­zas­yo­nu­nu sağ­la­ma­sı, yal­nız­ca nö­ro­ve­je­ta­tif sis­tem­de­ki dü­zen­siz­li­ği or­ta­dan kal­dır­mak­la kal­maz, ay­nı za­man­da nö­ral, hu­mo­ral, se­lü­ler ve hor­mo­nal et­kin­li­ği de res­to­re eder. 

So­nuç ola­rak gö­rül­mek­te­dir ki, en­jek­si­yon­la­rın tek­rar­lan­ma­sı ne­ti­ce­sin­de hüc­re­le­rin re­po­la­ri­zas­yon ye­te­ne­ği ve ken­di­li­ğin­den ge­rek­li po­tan­si­yel­de ka­la­bil­me ye­te­ne­ği ge­liş­mek­te ve bu da ra­hat­sız­lı­ğın gi­de­ril­me­sin­de önem­li öl­çü­de rol oy­na­mak­ta­dır. 

Av­ru­pa’da tüm ağ­rı te­da­vi mer­kez­le­rin­de ve re­gü­las­yon te­ra­pi­le­rin­de   nöralterapi   en sık uy­gu­la­nan bir te­da­vi me­to­du­dur. Bu te­da­vi me­to­du sa­ye­sin­de has­ta­lar ağ­rı­la­rıy­la ve kro­nik şi­ka­yet­le­riy­le ya­şa­mak zo­run­da kal­mı­yor­lar. 

Bun­lar ara­sın­da   migren,   gerilim tipi başağrısı,   boyun  –   sırt ve   bel ağrıları,   boyun ve   bel fıtıkları,  ku­lak çın­la­ma­sı ve baş dön­me­le­ri, unut­kan­lık, nev­ral­ji, or­ga­nik fonk­si­yon bo­zuk­luk­la­rı, her tür­lü   eklem fonksiyon bozuklukları  ve ağ­rı­la­rı, spor ya­ra­lan­ma­la­rı, va­ris ve se­lü­lit te­da­vi­sin­de, uy­ku bo­zuk­lu­ğu ve dü­zen­siz­li­ğin­de, bo­zu­cu alan te­da­vi­si bun­lar­dan ba­zı­la­rı­dır. 

Ame­li­yat son­ra­sı or­ta­ya çı­kan ned­be do­ku­la­rı pek çok has­ta­lı­ğa ne­den ol­mak­ta­dır. Ak­si is­pat edil­me­dik­çe tüm skar­lar prob­lem teş­kil ede­bi­lir­ler. Oy­sa böy­le bir bil­gi   klasik akupunktur’da yok­tur. 

Akupunkturda te­da­vi­ye di­renç gös­te­ren va­ka­lar ol­du­ğu bi­lin­mek­te­dir an­cak bo­zu­cu alan man­tı­ğı ve kav­ra­mı yok­tur. Oy­sa bo­zu­cu ala­nın eli­mi­nas­yo­nu ve te­ra­pi­si   nöralterapi   için önem­li bir yak­la­şım­dır. Sa­de­ce ned­be do­ku­la­rı de­ğil, ge­çi­ril­miş bir has­ta­lık, kul­la­nıl­mış ilaç, ba­ğır­sak flo­ra­sın­da­ki bo­zuk­luk, ya­şa­dı­ğı­mız ev, iç­ti­ği­miz su, kul­lan­dı­ğı­mız cep te­le­fo­nu, ge­çir­di­ği­miz diş te­da­vi­le­ri, do­ğum ve özel­lik­le se­zar­yen ile ya­pı­lan do­ğum­lar, giy­di­ği­miz el­bi­se­ler hep­si bi­rer bo­zu­cu alan ola­bi­lir. 

Nöralterapi ana il­ke­le­rin­den bi­ri bu bo­zu­cu alan­la­rı or­ta­dan kal­dır­mak­tır. 

Nöralterapide Tedavi Protokolü 

1 – Kap­sam­lı Anam­nez ve Mu­aye­ne 

Nöralterapi’de has­ta­dan alı­nan anam­nez ba­zı yön­le­riy­le fark­lı­lık­lar gös­te­rir. Bu kap­sam­da alı­nan ge­nel anam­ne­ze ek ola­rak, ki­şi­yi   nöralterapi  yak­la­şı­mı ile de­ğer­len­di­re­cek özel bir öy­kü al­ma zo­run­lu­lu­ğu var­dır. Çün­kü has­ta­lı­ğın or­ta­ya çı­kı­şı ile ay­nı za­ma­na denk ge­len olay­lar ara­sın­da­ki za­man­sal iliş­ki­yi kur­mak çok önem­li­dir. 

Cer­ra­hi gi­ri­şim­ler: Ge­çi­ri­len bir ame­li­yat ve­ya diş te­da­vi­si son­ra­sı has­ta­da or­ta­ya çı­kan de­ği­şik­lik­ler ne­ler­dir? Bun­la­rın has­ta­nın ya­kın­ma­la­rı­nın or­ta­ya çık­ma­sı ile bir bağ­lan­tı­sı var mı­dır? 

Trav­ma­lar: Ya­kın­ma­la­rın or­ta­ya çı­kı­şın­dan ön­ce bir trav­ma­nın söz ko­nu­su olup ol­ma­dı­ğı sor­gu­lan­ma­lı­dır. Bu trav­ma lo­kal ola­rak vü­cu­dun her­han­gi bir ye­rin­de ola­bi­le­ce­ği gi­bi yay­gın da ola­bi­lir. 

Ge­çi­ril­miş olan has­ta­lık­lar: Ya­kın­ma­la­rın or­ta­ya çık­ma­sı ile il­gi­li ola­bi­le­cek ön­ce­den ge­çi­ril­miş bir has­ta­lık, kul­la­nı­lan an­ti­bi­yo­tik ve­ya ilaç su­is­ti­ma­li söz ko­nu­su mu? 

Duy­gu­sal yo­ğun­laş­ma­lar ve trav­ma­lar: Ya­kın­ma­la­rın or­ta­ya çık­ma­sı, ge­çi­ri­len bir duy­gu yo­ğun­lu­ğun­dan son­ra mı mey­da­na gel­miş? Stres, yas, hü­zün, sı­kın­tı ve öf­ke ne za­man­dan be­ri var? 

2 – Lo­kal/Yü­ze­yel Te­da­vi 

İlk yak­la­şım lo­kal te­da­vi­dir. Lo­kal ola­rak ağ­rı ve­ya so­run ne­re­dey­se, ora­ya qu­ad­del şek­lin­de en­jek­si­yon­lar ya­pı­lır. 

Ya­pı­lan fi­ziki mu­aye­ne so­nu­cu tes­pit edi­len trig­ger nok­ta­la­ra  lokal analjezik en­jek­te edi­lir.   Akupunktur  nok­ta­la­rının %71-80’ni trig­ger nok­ta­la­rı­dır. Bir trig­ger nok­ta­sı ak­tif­se o böl­ge­de len­fa­tik dis­fonk­si­yon ol­du­ğu aşı­kar­dır.  Akupunktur   man­tı­ğıy­la o nok­ta­nın ağ­rı­lı ve­ya has­sas ol­ma­sı önem ar­zet­mez çün­kü   vücut akupunkturu  nok­ta­la­rı her za­man sa­bit­tir ve tes­pit edi­le­bi­lir. Ya­pı­lan ta­nı çer­çe­ve­sin­de te­da­vi­de fay­da sağ­la­ya­ca­ğı dü­şü­nü­len nok­ta uya­rı­lır. 

Oy­sa   nöralterapi’de ak­tif hâ­le gel­miş ve pa­to­lo­jik ref­leks ve­ren bu nok­ta­nın re­gü­las­yo­nu amaç­la­nır. Çün­kü trig­ger nok­ta­la­rı ada­le için­de len­fa­tik akı­mın bi­ri­ki­me uğ­ra­dı­ğı lo­kal has­sas nok­ta­lar­dır. Len­fa­tik sis­tem tek yön­lü bir yol­dur ve do­ku­da or­gan­da mey­da­na gel­miş olan ar­tık mad­de­le­rin ta­şın­ma­sı­nı amaç­lar. Yü­ze­yel en­jek­si­yon yön­te­mi, özel   akupunktur  nok­ta­la­rı­na da (aku-nok­ta­la­rı) ya­pı­la­bi­lir.  Akupunktur, pe­ri­vas­kü­ler sem­pa­tik plek­su­su, sem­pa­tik ve pa­ra­sem­pa­tik si­nir lif­le­ri­ni te­da­vi eder. Bun­lar, iğ­ne ucun­da­ki sin­ya­li ak­si­yon po­tan­si­ye­li­ne çe­vi­re­bi­len vü­cut­ta­ki tek ya­pı­lar­dır. Aku-nok­ta­la­rı ger­çek­te yok­tur; bu nok­ta­lar özel­lik­le kan ve lenf da­mar­la­rı­nın et­ra­fın­da­ki oto­no­mik si­nir lif­le­ri­nin yo­ğun ol­du­ğu yer­ler­dir (araş­tır­ma: Schnor­ren­ber­ger, Al­man­ya). 

Vü­cut, ku­lak, saç­lı de­ri, ağız içi, dil ve di­ğer böl­ge­ler­de bu­lu­nan aku-nok­ta­la­rı ola­rak ta­nım­la­nan yer­ler oto­no­mik si­nir sis­te­mi­nin dü­zen­len­me­si açı­sın­dan çok önem­li­dir. Bu­nun    Geleneksel Çin Akupunkturu  te­da­vi­si­ne gö­re avan­ta­jı, uy­gun ilaç­la­rın aku-nok­ta­la­rı­na en­jek­te edil­me­si ile sem­pa­tik lif­ler­den zen­gin bu böl­ge­den baş­la­yan uya­rı­la­rın dra­ma­tik ola­rak et­ki gös­ter­me­si­dir. 

Bu pen­ce­re­den ba­kıl­dı­ğın­da   akupunktur   man­tı­ğıy­la yak­la­şım­da bi­le  lokal analjezik uy­gu­la­mak   akupunktur   nok­ta­sı­na ba­tı­rı­lan iğ­ne­den da­ha re­gü­le edi­ci bir özel­li­ğe sa­hip­tir. 

Bel­ki bu açı­dan ba­kıl­dı­ğın­da   enjeksiyon akupunkturu  ta­nım­lan­ma­sı ya­pı­la­bi­lir. An­cak   nöralterapi   sa­de­ce lo­kal en­jek­si­yon­lar­la sı­nır­lı ol­ma­yıp da­ha kap­sam­lı bir yak­la­şı­mı içer­mek­te­dir. 

Oysa akupunkturistlerin   nöralterapi  için söyledikleri ve aku-noktalarına lo­kal en­jek­si­yon­lar   nöralterapi’nin  en faz­la %25 lik bir kıs­mı­nı tem­sil et­mek­te­dir. Kitabın bütününe baktığınızda terapinin lokal sabit noktalardan ziyade farklı yaklaşımlar içinde olduğu görülecektir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oldukları iddiasıyla söylemde bulunan akademik sıfatları ne olursa olsun bu hekimlerin öncelikle   nöralterapinin ne olduğu konusunda biraz emek vermeleri gerekir. 

3 – Seg­men­tal ve De­rin En­jek­si­yon­lar 

Lo­kal te­da­vi­nin ye­ter­siz ol­du­ğu du­rum­lar­da ar­tık seg­men­tal te­da­vi­ye ge­çi­lir. Seg­ment ta­nı­mı der­ma­tom­la ay­nı de­ğil­dir; seg­ment der­ma­to­mu kap­sar. Seg­men­tal te­da­vi­nin esa­sı, her­han­gi bir ir­ri­tas­yo­nun seg­men­tin ta­ma­mın­da ve­ya bir bö­lü­mün­de ref­leks ce­vap ver­me­si ve me­dul­la spi­na­lis üze­rin­den yol bu­la­rak pe­ri­fer­den or­ga­na ve or­gan­dan pe­ri­fe­re bir et­ki­le­şi­min mey­da­na gel­me­si­dir (ku­ta­ne­o-vis­se­ral ref­leks hat­tı).  Akupunktur’dan fay­da gör­me­yen has­ta­la­ra da ilk ya­pı­la­cak uy­gu­la­ma şek­li seg­men­tal ve de­rin  lokal analjezik en­jek­si­yon­la­rı ol­ma­lı­dır. 

Head ve Mackenzie has­ta­lık­lı bir or­ga­nın, dü­zen­li ve sı­nır­la­rı ke­sin ola­rak be­lir­len­miş cilt ve cilt al­tı zon­lar­da çe­şit­li re­ak­si­yon­lar ya­rat­tı­ğı­nı iz­le­miş­ler­dir. Bu­ra­dan ha­re­ket­le her­han­gi bir or­ga­nın, be­de­nin bel­li bir yü­zey­sel böl­ge­si ile ku­ta­ne­o vis­se­ral ref­leks ka­nal­la­rı ara­cı­lı­ğı ile ile­ti­şim­de ola­bi­le­ce­ği so­nu­cu­na var­mış­lar­dır. İn­san be­de­ni, ser­vi­kal böl­ge­de 8, to­ra­kal böl­ge­de 12, lom­ber böl­ge­de 5 ve sak­ral böl­ge­de 5 ta­ne ol­mak üze­re top­lam 30 seg­men­te bö­lü­ne­bi­lir. Bir seg­ment için­de bu­lu­nan tüm olu­şum­lar bir­bir­le­riy­le iliş­ki için­de­dir­ler. Bu ne­den­le seg­ment için­de or­ta­ya çı­ka­cak bir en­gel ve­ya uya­rı sa­de­ce so­run­lu böl­ge­yi de­ğil, tüm seg­men­ti et­ki­le­ye­cek­tir.   Nöralterapi’de bu me­ka­niz­ma­dan ya­rar­la­nıl­mak­ta­dır. Ör­ne­ğin bir seg­men­te ya­pı­lan qua­del ve­ya pe­ri­ost uya­rı­sı sa­de­ce uy­gu­la­ma ya­pı­lan yer­le sı­nır­lı kal­ma­yıp, seg­ment için­de bu­lu­nan or­gan, ada­le ve di­ğer tüm ya­pı­la­rı da olum­lu ola­rak et­ki­le­mek­te ve o böl­ge­nin kan­lan­ma­sı­nı ar­tır­mak­ta­dır. 

Seg­ment ay­rı­ca di­ag­nos­tik açı­dan da önem­li­dir. Ya­pı­lan ins­pek­si­yon ve pal­pas­yon ile seg­ment­te göz­le­nen renk de­ği­şik­lik­le­ri ve ada­le­le­rin to­nu­su, or­gan ve ek­lem­le­rin fonk­si­yon­la­rı bi­ze has­ta hak­kın­da bil­gi ver­mek­te­dir. Hat­ta o alan için­de­ki bo­zu­cu alan­lar da, böl­ge­sel cilt ve cilt al­tı de­ği­şik­lik­le­ri ya­pa­bi­lir­ler. Ba­şa­rı­lı bir te­da­vi­nin so­nu­cun­da, seg­ment için­de­ki to­nus ve tur­gor­da da dü­zel­me ve iyi­leş­me gö­rü­lür. Seg­ment te­ra­pi­si   nöralterapi‘de önem­li bir te­ra­pi yak­la­şım­dır. 

İr­ri­te ol­muş seg­men­te ya­pı­lan pro­ka­in en­jek­si­yo­nuy­la, mem­bran po­la­ri­zas­yo­nu sağ­lık­lı ha­le ge­ti­ri­le­rek, ref­leks hat­la­rın­da­ki pa­to­jen ile­ti­ler or­ta­dan kal­dı­rı­lır ve nor­mal ile­ti­nin oluş­ma­sı sağ­la­nır. Böy­le­ce tüm ve­je­ta­tif iş­lem­ler op­ti­mal fonk­si­yon­la­rı­na ge­ri dö­ner­ler. 

De­rin en­jek­si­yon­la­ra ör­nek ola­rak ise sak­ro­ili­ak ek­lem en­jek­si­yo­nu ve­ri­le­bi­lir. 

Dik­kat!! : Bir­kaç dam­la pro­kai­ni doğ­ru ye­re kul­lan­mak, lit­re­ler­ce ilaç kul­lan­mak­tan da­ha an­lam­lı ve et­ki­li­dir. 

Ya­pı­lan her uy­gu­la­ma­dan 24 sa­at son­ra has­ta kon­trol edil­me­li ve ya­kın­ma­lar­da or­ta­ya çı­kan de­ği­şik­lik­ler ka­yıt edil­me­li­dir. Te­da­vi­ye ce­vap alı­nı­yor­sa, has­ta­lık iyi­le­şin­ce­ye ka­dar seg­men­tal uy­gu­la­ma­ya de­vam edil­me­li­dir. Eğer te­da­vi­ye ce­vap alı­na­mı­yor­sa has­ta­nın anam­ne­zi tek­rar göz­den ge­çi­ri­le­rek, has­ta­lı­ğın za­man­sal iliş­ki­si ye­ni­den de­ğer­len­di­ri­lir. 

4 – İn­tra ve pa­ra­va­sal İn­jek­si­yon 

Özel­lik­le Ve­ge­ta­tif Si­nir Sis­te­mi dis­fonk­si­yo­nun ön plan­da ol­du­ğu has­ta­lar­da bu yak­la­şım­la yar­dım­cı olun­mak­ta­dır.   Klasik akupunktur  an­la­yı­şın­da Ve­ge­ta­tif Si­nir Sis­te­mi dis­fonk­si­yo­nu­nun öne­mi pek ön plan­da de­ğil­dir. 

5 – Gang­li­on Te­da­vi­si 

Te­da­vi­ye ce­vap alı­na­ma­yan du­rum­lar­da, üst et­ki ya­pan or­gan­la­ra mü­da­ha­le et­mek ge­re­kir. Bu an­lam­da ra­hat­sız­lı­ğın ol­du­ğu böl­ge­de bu­lu­nan gang­li­on­lar da te­da­vi­ye da­hil edi­lir. Gang­li­on en­jek­si­yo­nu yap­mak, gang­li­on de­tok­si­fi­kas­yo­nu için en hız­lı yol­dur. Gang­li­yon­la­rın mo­dern tıp­ta bi­li­nen et­ki­le­ri­nin ya­nı sı­ra sem­pa­tik dal­la­rın çok önem­li ol­du­ğu­nu bi­li­yo­ruz. Gang­li­yon te­ra­pi­si   nöralterapi’nin bel­ke­mi­ği­dir. 

Akupunktur’da böy­le bir yak­la­şım ol­ma­dı­ğı gi­bi böy­le bir et­ki­nin ola­bi­le­ce­ği var­sa­yı­mı bi­le yok­tur. Her sem­pa­tik gang­li­yon in­jek­si­yo­nu ya­pı­lan uy­gu­la­ma ye­rin­de ve böl­ge­sin­de ka­lı­cı bir et­ki­si ol­du­ğu ve re­gü­las­yon te­ra­pi­si­nin vaz­ge­çil­mez bir par­ça­sı ol­du­ğu bi­lin­me­li­dir. 

Akupunktur  ile uğ­ra­şan he­kim­le­rin   nöralterapi’de öğ­ren­me­si ile gün­lük uy­gu­la­ma­la­rın­da ba­şa­rı­la­rı­nın da­ha ar­ta­ca­ğı ve iyi­leş­tir­me sü­re­le­ri­nin kı­sa­la­bileceği  ka­na­atin­de­yim.   Nöralterapi tek ba­şı­na uy­gu­la­nabi­le­ce­ği gi­bi   akupunktur’la çok iyi kom­bi­ne edi­le­bi­le­cek bir me­tot­tur. 

6 – Bo­zu­cu Alan Te­da­vi­si 

Yu­ka­rı­da da be­lir­til­di­ği gi­bi vü­cu­dun her­han­gi bir ye­rin­de ön­ce­den ge­çi­ril­miş ve­ya ha­li ha­zır­da var olan lo­kal bir ir­ri­tas­yon, pa­to­lo­jik bir sa­ha (bo­zu­cu alan) ha­li­ne ge­le­bi­lir ve nö­ro­ve­je­ta­tif sis­te­mi bo­za­rak vü­cut fonk­si­yon­la­rı­nın ba­zı­la­rın­da bo­zuk­luk­la­ra ne­den ola­bi­lir. Bu ne­den­le te­da­vi­ye ce­vap alı­na­ma­ma­sı du­ru­mun­da, bo­zu­cu alan­la­rın araş­tı­rı­la­rak te­da­vi edil­me­si son de­re­ce önem­li­dir. Ta­bii ki ilk baş­ta Ad­ler nok­ta­la­rı­nın has­sas olup ol­ma­dı­ğı­nın in­ce­le­ne­rek so­run­lu olan böl­ge ve­ya ala­nın re­gü­le edil­me­si ge­rek­mek­te­dir. 

Bu­gün kar­şı­mı­za çı­kan has­ta­la­rın en azın­dan %30 bo­zu­cu alan kay­nak­lı ol­du­ğu bi­li­ni­yor. Bo­zu­cu ala­nı eli­mi­ne et­me­den ba­şa­rı sağ­la­mak müm­kün ol­mu­yor. Bo­zu­cu alan eli­mi­nas­yo­nun­da en et­kin te­ra­pi şek­li ise   nöralterapidir. 

Bo­zu­cu alan­la­rın yak­la­şık %30 ağız çe­ne diş kom­lek­sin­de ol­du­ğu unu­tul­ma­ma­lı­dır. Has­ta­lık­la­rın te­da­vi­sin­de   nöralterapi’ye ek ola­rak   akupunktur,   manuel terapi, man­ye­tik alan, bi­yo­fo­ton, ho­me­opa­ti,   ozon terapi, ko­lon hid­ro­te­ra­pi vb di­ğer   Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) te­da­vi­lerin­den fay­da­lan­mak, biz he­kim­le­rin ba­şa­rı­sı­nı da­ha da ar­tı­ra­cak­tır. 

So­nuç Ola­rak: Te­da­vi­de Yak­la­şım Na­sıl Ol­ma­lı­dır ? 

Has­ta­nın iğ­ne fo­bi­si var­sa   akupunktur   ve­ya   nöralterapi’den zi­ya­de ge­rek   akupunktur   nok­ta­la­rı­na ve ge­rek­se   nöralterapi   uy­gu­la­na­cak lo­ka­li­zas­yon­la­ra   soft-lazer  ile te­da­vi ya­pıl­ma­sı doğ­ru olur. 

An­cak   soft-lazer  kul­la­nır­ken de en iyi­si pro­ca­in dal­ga bo­yu­nu La­zer + Man­ye­tik Alan ara­cı­lı­ğı ile he­de­fe gön­de­ren Dr. Lüd­wig’in ge­liş­tir­di­ği bir kom­bi­nas­yon ci­ha­zı ile ça­lış­tım. Bu ci­haz ile bil­di­ğim en et­kin   soft-lazer  ci­ha­zın­dan da­ha ba­şa­rı­lı so­nuç­lar göz­lem­le­dim. 

İğne fobisi olmayanlar!Anestezi Reanimasyon

İğ­ne fo­bi­si ol­ma­yan ve her­han­gi bir ve­ge­ta­tif si­nir sis­te­mi dis­fonk­si­yo­nu bu­lun­ma­yan  has­ta­lar­da    mikrosistem akupunkturuy­la baş­la­mak an­lam­lı ola­bi­lir. Hız­lı bir et­ki ve so­nuç amaç­la­nı­yor­sa  nöralterapiye  ön­ce­lik ve­ril­me­li­dir. Çün­kü   nöralterapinin et­ki­si çok hız­lı ol­mak­ta ve re­gü­las­yon er­ken baş­la­mak­ta­dır. 

Te­ra­pi­ye di­renç gös­te­ren ve ra­hat­sız­lı­ğı bel­li bir olay­dan son­ra baş­la­mış has­ta­lar­da ise tar­tış­ma­sız en et­kin yön­tem   nöralterapidir. Çün­kü so­ru­nun kay­na­ğı bo­zu­cu alan­dır ve bir an ön­ce eli­mi­ne edil­me­si ge­rek­mek­te­dir. Bo­zu­cu alan eli­mi­ne edil­dik­ten son­ra has­ta­nın psi­ko­lo­jik ya­pı­sı­nı des­tek­le­mek ve ener­ji re­gü­las­yo­nu­nu sağ­la­mak için   mikrosistem akupunkturu’ndan fay­da­la­nıla­bi­lir. 

Akupunktur  ve   nöralterapi   bir­lik­te uy­gu­la­na­bi­lir. Her iki me­tot­ta re­gü­las­yon üze­rin­de et­ki et­mek­te­dir. Her iki me­to­tu­dun bir­bi­ri­ne ya­kın­lı­ğı kom­bi­ne te­da­vi edi­le­bi­lir­li­ği­ni gös­ter­mek­te­dir.  ‘Han­gi­sin­den vaz­ge­çi­le­bi­lir’ di­ye bir so­ru so­ru­la­cak olu­nur­sa, ses­li ola­rak   akupunktur   di­ye­bi­li­rim. 

An­cak ben 1992 yılından   akupunktur   eğitimini Almanya da tamamlamış bir hekim olmama rağmen ken­di kli­ni­ğim­de kom­bi­ne te­ra­pi­ler uy­gu­la­yan bi­ri­yim.   Akupunktur   iğ­ne­si tat­bik et­meyeli çok zaman oldu. Prof. Dr. Dr. Herget’in aku-noktalarına   akupunktur   iğnesi ile karşılaştırmalı procain uygulamaları sonucu   lokal analjezik açık ara üstünlüğünü gözlemlediğimde beri ben de  lokal analjezik uyguluyorum. Çün­kü bu nok­ta­la­rın pek ço­ğu za­ten trig­ger nok­ta­lar­dır. Has­sas ol­ma­yan ve pa­to­lo­jik sin­yal ver­me­yen bir nok­ta­nın uya­rıl­ma­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni bi­li­yo­rum. 

Bu de­ne­yi­mi ön­ce­lik­le Prof. Her­get ol­mak üze­re, Fe­lix Mann ve Joc­hen Gle­ditsch’ten edin­dim. Bu­nun ye­ri­ne ak­tif bul­du­ğum, za­ten   nöralterapi   man­tı­ğıy­la uy­gu­la­ma ya­par­ken te­da­vi­de et­kin­li­ği­ni dü­şün­dü­ğüm  akupunktur  no­ka­ta­sı­na da   lokal analjezik  en­jek­si­yo­nu yap­mak­ta­yım. Fa­kat  mikrosistem akupunkturu’nu sık­lık­la kul­la­nan bir he­kim ola­rak pa­to­lo­jik bul­du­ğum nok­ta­la­ra   akupunktur   iğ­ne­le­ri tat­bik edi­yo­rum.  Ağıziçi akupunkturu’nda ise sa­de­ce   nöralterapi   için öne­mi­ni bil­di­ğim   lokal analjezik   kul­la­nı­yo­rum. 

En­di­kas­yon­la­rın ben­zer­li­ği kom­bi­ne te­ra­pi­de te­ra­pi sü­re­si­ni kı­salt­mak­ta­dır. Kla­sik   akupunktur   yak­la­şı­mıy­la 15-20 se­ans­lar sık­ça tat­bik edi­lir­ken   nöralterapi   ile kom­bi­ne edi­len has­ta­lar­da çok da­ha kı­sa sü­re­ler­de iyi­leş­me sağ­lan­mak­ta­dır.   Nöralterapi’de or­ta­la­ma ya­pı­lan uy­gu­la­ma sa­yı­cı 4-5 se­ans­tır. 

So­nuç ola­rak   nöralterapi   tek ba­şı­na ba­şa­rı­lı bir şe­kil­de uy­gu­la­na­bi­li­nen bir uy­gu­la­ma me­tot­duy­ken di­ğer ta­mam­la­yı­cı tıp me­tot­la­rıy­la kom­bi­ne­de edi­le­ne­bi­lir. An­cak   nöralterapi’nin et­ki­si, yak­la­şı­mı, de­ğer­len­dir­me­si ve uy­gu­la­nı­şı   akupunktur’dan fark­lı­dır. Ken­di ba­şı­na bir di­sip­li­ni olan bir me­tot­tur. 

Ge­liş­miş Ülkülerde ve hat­ta Çin’de  akupunktur  kür­sü­le­rin­den zi­ya­de Ge­le­nek­sel Çin Tıb­bı kür­sü­le­ri var­dır. Na­bız, dil teş­hi­si­nin ya­nı sı­ra Ta­o Fel­se­fe­si­nin yak­la­şı­mı, beş ele­men­tin öne­mi, bes­len­me, fi­to­te­ra­pi, eg­zer­siz, psikolojik des­tek ve bel­li arın­ma uy­gu­la­ma­la­rı­nı bir­lik­te kom­bi­ne ede­rek uy­gu­lar­lar.  Akupunktur’la tek ba­şı­na çö­züm bi­raz da bi­zim ül­ke­mi­ze has bir uy­gu­la­ma sa­nı­rım. 

Prof. Dr. Dr. Her­get ile ça­lış­tı­ğım za­man için­de edin­di­ğim de­ne­yim, göz­le­mim ve uzun za­man­dır Al­man­ya baş­ta ol­mak üze­re Avus­tur­ya, Hollanda, İs­viç­re, Bel­çi­ka ve La­tin Ame­ri­ka ül­ke­le­rin­de­ki ça­lış­ma­lar bu­nun böy­le ol­du­ğu­nu gös­ter­mek­te­dir. 

Bir metodu bil­me­den sal­dır­mak ve­ya aşa­ğı­la­mak bi­raz da Şark yak­la­şım­dır.  Akupunktur ve   nöralterapi’nin  ne ol­du­ğu­nu bi­len ve bu ko­nu­da aka­de­mik ça­lış­ma­la­rı olan bi­ri ola­rak bu­ra­da­ki ka­fa ka­rı­şık­lı­ğı­nı gi­der­mek ve­ya iki metodun ben­zer­lik­le­ri ve fark­lı­lık­la­rı­nı gös­ter­mek gi­bi bir yü­küm­lü­lü­ğüm ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum. 

Akupunktur ile sa­de­ce be­de­ne bir yer­den ya­ni yü­zey­den et­ki sağ­lar­ken   nöralterapi   ile çok da­ha fark­lı kat­man­lar­da et­ki sağ­la­mak müm­kün­dür. 

CEPES – Laser ® 

CEPES – Laser ®  çok  yönlü bir terapi cihazıdır ve en fazla   nöralterapi   ve  akupunktur uygulamalarında başarılıdır. 

Özellikle iğne yapılmasından hoşlanmayan çocuklar ve yaşlılarda ağrısız   akupunktur  ve   nöralterapi   imkanı sağlayan  soft-lazer  kullanımı, ağız, baş, el,   kulak ve   vücut akupunkturunda, Head bölgelerinin, tetikleyici noktaların ve çakraların  tedavisinde, yara izlerinin giderilmesinde ve duygusal kilitlenmelerin çözülmesinde tercih edilebilir. 

Diş hekimliğinde,yara iyileşmesinin sağlanmasında ve spor tıbbı alanında da etkinliği oldukça iyidir. 

CEPES – Laser ® insanın büyüme ve rejenerasyonunun idaresinden sorumlu olan biyolojik süreçleri hücresel düzeyde uyarır. 

Fizyolojik nabız atımına sahip pulsatil bir manyetik alanın organizmanın derinliğine girme yeteneği çok daha iyidir ve   lazer  etkisini destekler! Aslında bu durumda   lazer  sadece yol göstericidir, Manyetik alanın ise vücudun  derinliğine ulaşması mümkündür.  Hem vücudun kendisine ait biyolojik bilgilerin hem de  vücudun dışından kullanılmak istenen maddelerin enformasyonlarının (örn. Homeopatik maddeler, ilaçlar, nozodlar, vücut kanı, alerjenler ve Bach çiçekleri) vücuda taşınmasını sağlayan bir sistemdir. 

Bu yüzden yukarıda bahsedilen maddelerin dalga boylarının  manyetik alan yolu ile vücuda girebilmesini sağlamak için CEPES – Laser ® içinde cam ampullerin konulabileceği vidalı bir yuva mevcuttur. Bu yuva aynı zamanda daha geniş deri alanlarının tedavisinde   lazer  ışığının daha geniş bir alana yayılmasını da sağlar. 

CEPES – Laser ® tam olarak organizmanın biyoenerjik düzeyinde çalışma olanağı sağlar.  Akupunktur noktalarına yöneltilmiş  lazer  ışını, meridyenler yolu ile iletilir. Fizyolojik  nabız frekansında (9 Hz) atımlı bir manyetik alanın etki derinliği 30 cm. dir. Biyofotonik alanın titreşimli uyarısı ile  lazer  etkisini kesintisiz destekler. 

Organizmanın duyarlılık eşiğine ulaşabilmek için, büyük bir lazer performansına gerek yoktur. Bu nedenle CEPES – Laser ® in yalnızca 0.5 mW gücü yeterli olmaktadır. 

Bu bilgiler ışığında bakıldığında CEPES – Laser ® bildiğimiz lazerlerden etki bakımından çok daha farklı ve kapsamlıdır. Yalnızca Dr. Rer. Nat. W. Ludwig tarafından, Tauberbischofheim Biyofizik enstitüsünde geliştirilmiş manyetik alan cihazları doğanın dengesine uygun ve doğru oranda ayarlanmış elektromanyetik biyoalan üretirler (Yin-Yang Dengesi). Ayrıca  64 esansiyel eser elementin frekans aralığı bu sistem aracılığı ile üretilebilmektedir. 

Tedavi Yaklaşımı 

Kronik rahatsızlıklarda: İlk tercih   nöralterapi, özellikle sorunun zamansal ilişkisi söz konusuysa tercih   nöralterapi   olmalıdır.   Ağrı tedavisinde de ilk tercih   nöralterapi’dır. Bozucu alan kaynaklı rahatsızlıklarda yine ilk tercih   nöralterapi   olmalıdır. Terapi süresi kısa tutulmak isteniyorsa   nöralterapi   çok etkindir.   Akupunkturla tedavide 10-20 seanslarla elde edilen sonuç   nöralterapi   ile  3-5 seansta sağlanmaktadır. 

Akut rahatsızlıklarda: MAPS (mikrosistem akupunkturu) ile başlanmalı. MAPS,   vücut akupunkturu  ve   nöralterapi   ile kombine edilebilir. Bu kombinasyon terapisi   hastalıklarla mücadelede daha etkin bir yaklaşımdır. Enerji dengesizliğinde ve psikolojik rahatsızlıklarda   mikrosistem akupunkturu ve  vücut akupunkturu  etkindir, ancak sorunun kaynağında zamansal bir ilişki söz konusuysa   nöralterapi   öncelikle kullanılmalıdır. 

İğne fobisi olan hastalarda:   Nöralterapi  uygulanacak lokalizasyonlara ve   akupunktur   noktalarına  soft-lazer  ile tedavi yapılması doğru olur. Ancak  soft-lazer  kullanırken iyisi procain (Hömopatik) dalga boyunu Lazer+ Manyetik alan aracılığı ile hedefe gönderen Dr. Lüdwig’in geliştirdiği bir kombinasyon cihazı ile çalıştım. 

Bu cihazla bildiğim en etkin  soft-lazer  cihazından daha başarılı sonuçlar gözlemledim. 

www.huseyinnazlikul.com

Siz sorun, biz cevaplayalım!